Önsöz;
Kelime olarak Bimaristans ki Farsça kökenlidir ; Fars dilinde Bimar denen hastalık ve Stan adı verilen yer , lokasyon kelimelerinin birleşiminden türetilmiştir. Bimaristansın gezici bir askeri hastane olarak kurulma talebini verenin Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) ve ilk bayan hemşire olarak çadırında Müslüman yaralıların tedavisini takip edenin de Rofaidah hanım olarak bilinmesine rağmen ; Noushirawy’in orjinal ismi “Islamic Bimaristans in the Middle Ages” olan ve “Ortaçağda İslami Hastaneler “ kitabında ilk Hastanenin Suriye (Damascus) de İslam döneminde Al-Waleed bin Abdel Malek tarafından Hicri 86 yılında kurulduğu belirtilmiştir.
Kurulumun ana amacı; hastaları tedavi etme ve kronik hastalıklara sahip olanların (cüzzam , kör veya bilincini yitirmiş hastaların) bakımını sağlamaktı. Cüzzamlı hastalar ücretsiz tedavi edilirdi. Hastanelerde birden fazla hekim vardı . Noushirawy özellikle bu konuyu açıkça “(Al-kamel) of Ibn AL-Atheer’de (Yazarın kitap ismi olabilir,arapça) belirtmiştir.
1- Hastane Sistemi:
Bunu kurmakla ilgili insanlar için bir idari veya (ilmi, mesleki) sistem takibi olmalıydı. İslam Dünyasındaki hekimler; elbette hastane içinde uygulanacak kurallar sistemi zihinlerinde takip ederlerdi; bu da 2 konuya nail olan akademik mezuniyete bağlı olabilirdi. İlk olarak hastaların sağlığı ile ilgili olarak gerekenleri tıbbi tedavide güncellenen kurallara uygun olarak yapılmasıdır. İkincisi; hastaları başarıyla tedavi etmekten sorumlu olan yeni mezun hekimlerin tıbbi eğitimi için hastaneler kullanılırdı.
Hastane için yer seçimi ile ilgili sağlık koşullarına en uygun alanı belirlerlerdi. Hastaneyi inşaa etmek için tepelerin üzerini veya nehir taraflarını tercih ederlerdi. Al Adhodi Hastanesi bunun için güzel bir örnektir; Adhodo al-Dawla tarafından Bağdat’ta Dejlah nehri etrafında inşaa edilmiştir ve nehrin suyu Hastane avlusundan ve koridorlardan akarak tekrar Dejlaha bağlanmaktadır. Haroon Al-Rashid ilk tam teşekküllü hastane inşaatını Al-Razi ‘ ye sorduğunda ; Al-razı Bağdat'ta en temiz havaya sahip yeri tespit edebilmek için, farklı yerlere et parçaları koyarak en az bozulan yeri tespit etti.
Organizasyonla ilgili doğal olarak doktorlar erkek ve kadınları ayırmanın gerekliliğini kavradılar. Bu nedenlede mümkün olabildiğince hastaneyi biri bayan diğeri erkekler için 2 bölüme ayırmayı dikkate aldılar. Her bölüm biribirinden bağımsızdı ve herbiri hastalar için geniş salonlara sahipti.
Bir hastanenin idari organizasyonu ile ilgili olarak şu takip edilirdi ; Her bölüm , farklı tip hastalıklar için ayrı bir salona sahipti. Her salon bir yada daha fazla doktora sahipken, her bölümde tüm doktorlarınbağlı olduğu bir başhekim vardı. Odalar (salonlar) uzmanlık alanına göre ayrıydı; bir oda iç hastalıkları için; diğeri kırık (travma ve kırıklar için) bir diğeri bulaşıcı hastalıklar dahil her tip hastalık için özel bir kurtarma (yoğun bakım olabilir) odası.
İbn Abi Usaibi kendi kitabı (Uyun al-Anba)’nda tarif ediyor ; iç hastalıkları ile ilgili salonlar genellikle farklı bölümlere bağlıdır, biri ateşli hastalıklardan etkilenmiş hastalar bölümüne ve diğer biride mental bozukluğu olan hastalar bölümüne. Hastanedeki tüm bölümler, hekimler için gerekli olan tüm tibbi alet ve aparatlara sahiptirler.
İbn Abi Usaibi anlatır ki ; Adhod al Dawla Bağdatın batısında Adhodi Hastanesini kurmaya karar verdiğinde ; 100 hekimi teste tabi tutmuş ve çalışmak üzere 24 hekimi seçmiş.
Hastanedeki tüm doktorların bağlı olduğu başhekime “Al Saoor” denirdi. Hastanenin idari organizasyonu ve sağlık sistemine bağlı olarak, genç erkekler gerekli olduğunda sağlıkçı veya işçi; çamaşırhane sorumlusu ve ya yardımcı; bazıları servis elemanı bazıları temizlikçi veya hastaların bakımından görevli olurlardı.
Bu düzen ve sisteme gore Hastane kendi tibbi işini tanı noktasında hastalığın tanımı ve tedavinin reçetesini oluştururdu. Ayrıca hastanenin hemen yanına hekimlerin reçetesine gore ilaç verecek bir eczane katma gerekliliğini anladılar, eczaneye Al Sharabkhana denirdi.
Ve bugünkü görüşe göre onlar hastaneyi denetlediler. Bu bakan veya halife tarafından atanan bir çalışana hastaneye girme yetkisi verilir, hastalarla tanışmak kendilerine verilen yemekleri, personelce yapılan servis ve bakımı kontrol ederdi. Hatta doctor çalışırken görevini layıkıylemi yaptıgını veya ihmalmi olduğunu kontrol ederdi. Bu sistem hastanedeki çalışmanın kalıcılığı ve sürekliliği için teknik olarak, idari bakımdan ve bilimsel olarak yetkinlikle, ciddi bir yol olarak kabul edildi.
Sözetmeye değer ki her hasta; tedavi sırasında doktor tarafından kendisiyle ilgili gözlemler kaydedilmiş, bir hasta kartına sahipti. Ayrıca hekim de tedavi ettiği hastalıkla ilgili gözlemlerini kendine özel kayıtta tutmaktaydı. Hekim gözlemlerine bağlı olarak deney ve testler gerçekleştirirdi. Eğer hekim tanı ile ilgili bir problemle karşılaşırsa kendi bölümünde bağlı olduğu başhekime giderdi. Doktorlar sıklıkla konuları tartışmak ve paylaşmak için toplantılar düzenlerlerdi. Kuşkusuz bu tartışmalar ve danışımlar doktorların küçük bir bilimsel toplantısı olarak kabul edilir. Bugün bizde aynısını yapmaktayız!
Al-Mansouri Hastanesi 1248 yılında Kahire (Mısır) da inşaa edildi , bu büyük hastane 8000 yatak kapasitesine ve pekçok özel bölüm sahipti (Genel tıp, cerrahi, ateşli hastalıklar, kırıklar, göz hastalıkları gibi ). Al-Mansouri Hastanesi camilerce Müslüman hastalar için ve kliselerce Hristiyan hastalar için ırk, renk veya din ayrımı yapılmaksızın giriş koşuluyla öngörülmüştü. Hastanede yatan hastalar için tedavi süresinde zaman limiti yoktu , hasta tamamiyle iyileşene kadar kalırdı (Hastalıktan kurtulmanın işareti tam bir tavuğu yiyebilmekti) Taburcu esnasında hastaya giyecek ve cep harçlığı verilirdi. Şam daki Al-Noori hastanesindede sistem buydu.
Arap tıp tarihçileri tarafından yazılmış özel uzun yazılar dikkatimizi çekti; tibbi kişilikler hakkında yazılan yazılar hastanede çalışma sistemi üzerine yapılan görüşmeleri veya hastane ile doktorlar arasındaki çalışma sistemiyle ilgili olarak. Doktorlar için vardiya sistemi uygulanmış, bazıları sabah diğerleri gece, bazıları sabah belli bir saatte ve başka bir dönem gece ve böylece hastaların bakımı gerçekleşmiş. Aynı zamanda doktorlara hastanede çalışmaya devam edebilmeleri; hastaların tıbbi bakımını gerçekleştirebilmek ve tedavi sistemini kontrol altında tutabilmek için gerekli olan dinlenme sürelerini almalarını saglamak için kayıtlar.
Hastaların hastaneye kabulünde çıkarttıkları giysileri ve paralarını hastane güvenlikçisine teslim kayıtlarıyla ilgili düzenlemeler Al-Maqrizi tarafından bahsedilmiş. Hastalardan alınanlar yerine verilen temiz giysiler, tedavi tamamlanana kadar doktor gözetimi altında verilen ilaç ve yiyecekler.
Hastanın doktoru görmek için ayakta tedavi kliniğine girişini Ibn al-Okhowa kendi kitabı olan (al-Hisba) ‘da tanımlamış.
2- Değişik Amaçlara göre Hastane çeşitleri:
Hastalık tipleri bir grup hastaya gore özel bir hastane gerektirebilir. En azından Mental hastalıklardan etkilenmiş hastalıklar ve tumor hastaları ancak uzmanlık hastaneleri tarafından farkedilebilir.
a) Mental hastalıklar hastanesi
Müslümanlar zihinsel rahatsızlıklardan etkilenmiş hastalarda bakımın önemini farketmişler. Özellikle zihinsel rahatsızlıkları olan hastaların diğerlerine olabilecek saldırılarına engel olabilmek için, Sıklıkta büyük hastanelere demir parmaklıklarla çevrili özel alanlar eklemişler.
Müslüman doktorlar psikiyatrik ve ruhsal hastalıkların özel bir bakım türü gerektirdiğini biliyorlardı. Doktorun Hastaya acı veren şeylerin ne olduğunu araştırması ve haberdar olması gerekir.
Bu tür hastalıkda görülen durumlar ve uzman doctor Waheed al-Zaman ‘ın onları nasıl tedavi ettiği hakkında Abi Usaibi'nin kitabı (Uyun al-Anba) da belirtilenlerden de bahsetmek gerekir.
b) Cüzzamlılar için hastane
Özellikle cüzzamlı hastalar için kurulmuş hastanedir. Bu hastaneler hakkında konuşmaya başlarken Nushirawy’nin al-Waleed bin Abdul al-Malek için “bu tip hastanelerin kurulmasıyla ilgilenen ilk oldu” söylemini aktarmak istiyoruz.
Ibn al-Qifi’ye gore Cüzzam ile ilgili ilk kitabı yazan Yohana bin Masaway idi. Böyle bir hastalık Müslümanlar arasında ortaya çıktığında, bulaşıcı olan hastalığı toplumun geri kalanından uzak tutabilmek için yazılmıştır. Bu tür hastalıklara karşı günümüz doktorlarıda aynı davranışı göstermektedir.
c) Yol Hastaneleri
Araplar bu tür hastaneleri biliyor ve Mekke gibi kutsal yerlerin ziyareti veya ticari karavanlarla uzun yolculuk yapmak durumunda olan yolculara gerekebilecek bakım, yardım talep eden veya yaralılarla ilgilenen için bu tür hastanelerin öneminin farkındadırlar.
Ibn Katheer Sonun Başlangıcı (The Beginning and the End) kitabında vurgulamış ki; yol hastaneleri nasıl tedavi edeceğini bilen bilge bir yönetici tarafından yürütülmüştür. Karavan donatabilecek maddi güce sahip zengin insanlar tarafından tibbi misyonla bu hastaneler finansal olarak desteklenmiştir.
d) Cezaevi Hastaneleri
Müslümanlar zindandaki hastaların bakımı için özgür insanlara uygulanan yolu aynı şekilde kullanmışlardır. Bu; Al Moktader Bakanı Issa bin Ali al-Garrah‘dan Arab tıbbına değer katan ve Al-Qaherin eliyle İslamı benimseyen Sanan bin Thabit ‘e (Al-Tabeeb Al-Natassi) yazılmış açık bir mektuptur.
Sinan bu ihbarnameye uydu. Ayrıca Ibn al-Qifti’nin belirttiğine göre Al Moktader; Sinan bin Thabit ‘e bir Hastane inşaa edilmesi ve onun isminin verilmesini sormuştur. Al Muktader adı verilen Hastane için O Bab El-Sham’a emir verdi ve aylık 200 dinar ile finanse etti. Hicri 306 yılında tamamlanan hastane’ye Sinan bin Thabit Başhekim olarak atandı. Al Moktader’e doktorlarından birinin yanlışlıkla bir hastanın ölümüne yol açtığı söylenince; O Sinan’a doktorların teste tabii tutulması emrini verdi. Buna istinaden Bağdat ta 800 doktor sınava tabii tutuldu.
e) Gezici Hastaneler
Bu tür hastaneler, merkez eyalete olan mesafesi uzak köyler, yerleşim birimleri ve şehirleri gitmesi ve yaşayanlara gereken sağlık hizmetinin verilebilmesi için kurulmuş olan gezici hastanelerle merkezi eyalette yaşayanlara verilen tedavi hizmetleri onlara da ulaştırılabilmiştir.
Hastanelerin bakımı devletin sorumluluğundaydı. En üst düzeyde doktorlar çalışma kuralları e temel esaslara bağlı olarak, farklı yerlerden hekimlik eğitimi için gelen öğrecilere eğitim verirdi. Bu nedenle İslam Dünyasında öğretim şekli 2 yönteme göre yapılan tıp okulları kurulmuştur:
- Tıp okullarında verilen teorik eğitim yönetimi
- Öğrencilerin eğitim ve pratik yapabilmeleri için, başhekimlerin etrafında onun hastaları muayenesini ve öngördüğü
tedavi şeklini görerek verilen uygulama yöntemi.
Eğitim süresi tamamlanan öğrenciler sınava tabii olur, yemin eder ve sertifkalarını alırlardı. Hekimlik uygulamalarına başladıklarında daima devletin denetimi altında çalışırlardı. Bu elbetteki Hastanelerin tıp eğitiminde genç doktorların öğretimini tamamlayabilmeleri için önemli öğretim kurumlarından olduğu anlamına gelir.
Görüleceği gibi; profesörce gerçekleştirilen hastaların muayenesi ve tedavi şekline öğrenciler tanık olurlar. Tüm bu talimatları organize bir şekilde yerine getiren, hastaları takip bir tıp öğrencisi için gerekli uygulamalı eğitim böylece tamamlanmış olur.
Referanlar :
1- Ibn Abi Usaibi'ah, Uyun al Anba, P. 45.
2- Isa, A., The History of Bimaristans in Islam, Damascus, 1939, P. 9.
3- Noshrawy, A.R., The Islamic Bimaristans in the Middle Ages, Arabic Translation by M. Kh. Badra, The Arab Legacy Bul. No. 21, P 202.
4- Ibn Al-Atheer, Al-Kamel Fi al-Tareikh, The perfect in History, Cairo, 1290 H. V. 4P. 219.
5- Ibn Joubir, Rehlat Ibn Jouber, The Journey of Ibn Jouber, Cairo, 1358 H.